ISSN 1300-7157 Main Page | Contact      

Volume : 27  Issue : 1  Year: 2021

Epilepsi: 22 (1)
Volume: 22  Issue: 1 - 2016
Hide Abstracts | << Back
EDITORIAL
1.
Dergi Editörü’nden
Seher Naz Yeni
Page V

REVIEW
2.Epilepsy and Self-Management
Öznur Adadıoğlu, Sıdıka Oğuz
doi: 10.5505/epilepsi.2015.76588  Pages 1 - 4
Epilepsi, nöbetleri kontrol altında tutarak, yüksek bir yaşam kalitesi hedeflenen bunun için de önemli davranışsal ve psikososyal ayarlamalar gerektiren kronik bir hastalıktır. Epilepsi hastalarının tedavi ve bakımı yalnızca tıbbi müdahale değil aynı zamanda kişilerin durumlarının yönetimini de içerir. Epilepsi hastalarında öz yönetim, bireysel nöbet kontrolünü teşvik ve refahını artırmak için yapabileceğiniz sağlıklı davranışlara ve aktivitelere uyumu ifade eder. İyi bir öz yönetim programı, öğretim yaklaşımı oluşturmak, çeşitli stratejiler kurmak, bu stratejilerin tutarlı kullanımını vurgulamak, hastanın kendini değerlendirmesini sağlamak, kendi kendine yetebilmeyi öğretmek, kendini güçlendirmek için yollar belirlemek gibi öz yeterlilik desteğinin yanı sıra çevresel desteği de içermelidir. Öz yönetim; öz yeterliliğin artırılması ve hasta eğitimi ile güçlü hale gelmektedir. Bunun için de, eğitim veren uzman hemşirelerin olması çok önemlidir. Bu makalenin amacı, epilepsili hastaların hastalıkları ile yaşarken, hastalık yönetimine dikkat çekmektir.
Epilepsy is a chronic disease. A high quality of life can be achieved when seizures are controlled, requiring important behavioral and psychosocial adjustments. Treatment and care involves self-management as well as medical intervention, including adherence to healthy behavior and other means of controlling seizure, in order to ensure a high quality of life. Effective self-management programs should take an educational approach that encourages self-sufficiency, focuses on the establishment of environmental support, determines consistent strategies for care, and instructs patients in self-evaluation. Self-management is more effective when patients are trained and self-sufficient, requiring the participation of expert nurses as educators. The objective of the present article was to draw attention to the importance of self-management in patients living with epilepsy.

RESEARCH ARTICLE
3.Demographic and Clinical Findings of Epilepsy Patients who Underwent Follow-up at the Newly Established Clinic of the Muğla Sıtkı Koçman University Faculty of Medicine
Yasemin Ünal, Dilek Aslan Öztürk, Mustafa Yılmaz, Gülnihal Kutlu
doi: 10.5505/epilepsi.2016.66487  Pages 5 - 11
GİRİŞ ve AMAÇ: Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yeni kurulan Epilepsi Polikliniği’nde takip edilen hastaların demografik ve klinik bulgularının incelenmesi.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi Epilepsi Polikliniği’nde Mart 2014–Eylül 2015 tarihleri arasında izlenen 208 hasta çalışmaya dahil edildi.

BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 29.42±15.86; yaş aralığı ise 5 ile 84 arasında değişmekte idi. Hastaların 83’ü erkek (%39.9); 125’i kadın (%60.1) idi. Risk faktörleri arasında en sık görülenler kafa travması, febril konvülziyon ve ailede epilepsi öyküsü idi. Yüz elli beş hastada (%74.5) parsiyel başlangıçlı, 22 hastada (%10.6) jeneralize, 9 hastada (%4.3) sınıflandırılamayan nöbet tipi mevcuttu. Altmış yedi (%37.2) hastanın elektroensefalografisi normaldi. Doksan altı hastada (%53.3) parsiyel, 10 hastada (%5.6) jeneralize epileptiform anormallik vardı. Tedavi amaçlı ilaç kullanan 172 hastanın 49’u (%28.5) tedaviye dirençli epilepsi hastası idi. Tedavisi değiştirilen hastaların yirmi ikisinde (%41.5) nöbetsizlik elde edilirken, yedisinde (%13.2) %50’den fazla azalma, sekizinde (%15.1) %50’den az azalma izlendi. On altı hastada (%30.2) nöbet sıklığında değişiklik izlenmedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hastaların düzenli olarak belirli merkezlerde takip edilmesi hasta uyumunu, tedavi başarısını ve nöbetsizlik oranını artırması ve ilaç yan etki takibi açısından önemlidir.

INTRODUCTION: The aim of the present study was to evaluate demographic and clinical findings of patients who underwent follow-up at the newly established epilepsy outpatient clinic of the Muğla University Faculty of Medicine.
METHODS: Included were 208 patients who underwent follow-up at the clinic between March 2014 and September 2015.
RESULTS: Mean age was 29.42±15.86, with a range of 5–84 years. Eighty-three patients were men (39.9%); 125 were women (60.1%). The most common risk factors included head trauma, febrile convulsion, and family history of epilepsy. Seizures of 155 patients (75.5%) were partial-onset, those of 22 (10.6%) were generalized, and those of 9 (4.3%) were unclassified. Sixty-seven patients (37.2%) had normal electroencephalogram, 96 patients (53.3%) had partial, and 10 patients (5.6%) had generalized epileptiform abnormalities. Of the 172 patients (28.5%) to whom antiepileptic drugs had been administered, 49 were resistant to medical treatment. Of the patients with modified therapy, 22 (41.5%) were seizure-free, 7 (13.2%) experienced >50% reduction in seizure frequency, and 8 experienced <50% reduction. Seizure frequency of 16 patients (30.2%) did not change.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Regular monitoring of patients in certain centers significantly increases compliance, success of treatment, seizure-free rate, and the monitoring of side effects.

4.Neurocutaneous Syndromes and Epilepsy
Abidin Erdal, Aylin Bican Demir, İpek Midi, Yasemin Biçer Gömceli, Gülnihal Kutlu, S. Naz Yeni, İbrahim Bora
doi: 10.5505/epilepsi.2016.63634  Pages 12 - 16
GİRİŞ ve AMAÇ: Nörokutanöz sendromlar; hem sinir sistemini hem de deriyi tutan bir grup genetik hastalıktır. Bu hasta grubunda değişen sıklıkta epileptik nöbetler görülmektedir. Bu çalışmayla beş farklı merkezden toplanan 29 hastanın incelenmesi ve bu hastalık grubuna dikkat edilmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Beş farklı merkezde izlenen nörokutanöz sendromlu 29 epilepsi hastası geriye dönük olarak değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Çalışmaya 15 kadın hasta (%51.7) ve 14 erkek hasta (%48.3) olmak üzere toplam 29 hasta alındı. Hastaların yaş ortalaması 31.72±2.16 yıldı. Hastaların 10’u (%34.5) tuberoz skleroz, dokuzu (%31) Sturge-Weber sendromu, üçü (%10.3) nörofibromatozis tip-1, biri (%10.3) nörofibromatozis tip-2, biri (%3.4) nörokutanöz melanozis, biri (%3.4) olası ito melanozisi, biri (%3.4) olası Sturge-Weber sendromu, ve biri (%3.4) de tanımlanamayan nörokutanöz sendromlu hastalardı. Hastalardan sadece biri antiepileptik ilaç tedavisi almazken, dokuz hasta (%31) monoterapi, 19 hasta (%65.5) politerapi altındaydı. En sık kullanılan antiepileptik ilaç kabamazepin idi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Nörokutanöz sendromlu epilepsi hastalarının erişkin dönemde de görülebileceğine dikkat çekmek ve sendrom tiplerine bağlı olarak değişen sıklıklarda epileptik nöbetlerin görülebileceğini vurgulamak istedik.
INTRODUCTION: Neurocutaneous syndromes are genetic diseases that affect the nervous system and the skin. Epileptic seizures are seen with variable frequency. In the present study, data of 29 patients from 5 centers were analyzed in an effort to draw attention to the disease group.
Methods: Data of 29 patients diagnosed with neurocutaneous syndrome were retrospectively evaluated.
METHODS: Data of 29 patients diagnosed with neurocutaneous syndrome were retrospectively evaluated.
RESULTS: Study population was composed of 15 women (51.7%) and 14 men (48.3%), with a mean age of 31 (72±2.16). Ten patients (34.5%) were diagnosed with tuberous sclerosis, 9 (31%) with Sturge–Weber syndrome, 3 (10.3%) with neurofibromatosis type 1, 3 (10.3%) with neurofibromatosis type 2, 1 (3.4%) with neurocutaneous melanosis, 1 (3.4%) with hypomelanosis of Ito, 1 (3.4%) with probable Sturge–Weber syndrome, and 1 patient was diagnosed with unclassified neurocutaneous syndrome. One patient did not receive antiepileptic treatment, 9 (31%) received monotherapy, and 19 (65.5%) received polytherapy. Carbamazepine was the most commonly used medication.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Attention is drawn to the prevalence of neurocutaneous syndrome in epileptic adults, with seizure frequency depending on syndrome type.

5.Effects of Drug Compliance on Quality of Life in Patients with Epilepsy
Gülden Acaroğlu, Emel Yılmaz
doi: 10.5505/epilepsi.2016.36449  Pages 17 - 25
GİRİŞ ve AMAÇ: Araştırma epilepsili bireylerin antiepileptik ilaç tedavisine uyumunun yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı türdeki bu araştırmaya Şubat -Aralık 2011 tarihleri arasında Türkiye'nin Batı bölgesindeki bir Devlet Hastanesinin Nöroloji polikliniğine başvuran ve sınırlamalara uygun olarak seçilen 115 epilepsili hasta alınmıştır. Araştırma verileri hastaları tanıtıcı bilgi formu ve Epilepside Yaşam Kalitesi Ölçeği (QOLIE-89) kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırma öncesinde etik kurul onayı ve hastalardan onam alınmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, parametrik ve non parametrik testler kullanılmıştır.
BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 36.10±14.95 yıl, hastalığın başlangıç yaşı ortalaması 21.35±17.00’dır. Araştırma grubunun %50.4’ü erkek ve %59.1'i ilaçlarını düzenli kullanmaktadır. Araştırmaya katılan hastaların QOLIE-89 alt boyut puan ortalamalarından en yüksek dil, sosyal izolasyon ve fiziksel fonksiyon alt boyutlarından, en düşük ise; sağlığı algılama, enerji/yorgunluk ve nöbete ilişkin kaygılar alt boyutlarından puan aldıkları saptanmıştır. Hastaların QOLIE- 89 Ölçeği toplam puan ortalaması ortalamanın biraz üstünde, alt boyut puan ortalamaları ise genel olarak ortalamanın altında bulunmuştur. Düzenli ilaç kullanımı ile QOLIE-89 Ölçeği alt boyut puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptamıştır (p<0.05). Düzenli ilaç kullanan hastaların alt boyut puanları daha yüksek ve yaşam kaliteleri daha iyi olarak saptanmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Araştırma sonucunda hastaların yaşam kaliteleri düşük bulunmuştur. Tedaviye uyum ve yaşam kalitesini artırmak için hasta ve yakınlarının bilgilendirilmesi önerilmektedir.
INTRODUCTION: The aim of the present descriptive study was to determine the effect of patient compliance with antiepileptic drug therapy on quality of life.
METHODS: The study population comprised 115 patients with epilepsy who applied to the neurology clinic of a state hospital in western Turkey between February and December 2011. Ethics committee approval and informed consent were obtained. Data were collected using a personal information form and the Quality of Life in Epilepsy Inventory-89 (QOLIE–89) in face-to-face interviews. Descriptive statistics, parametric tests, and non-parametric tests were used to evaluate data.
RESULTS: Mean age of the population was 36.10±14.95 years, and mean age at onset was 21.35±17.00. Males comprised 50.4% of the population, and 59.1% of patients took medication regularly. Patients received the highest scores on the subscales of language, social isolation, and physical function, and the lowest on the subscales of health perception, energy/fatigue, and seizure concerns. Total QOLIE-89 scores were found to be slightly above average, while subscale scores were generally below. There were significant differences between QOLIE-89 subscale scores and rates of regular medication use (p<0.05); subscale scores were higher, as were indications of quality of life.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Quality of life was found to be low. Patients and their relatives should be better informed of the benefits of treatment compliance on quality of life.

6.Epilepsy Related Shoulder Dislocation: Demographic and Clinical Analysis of 21 Patients
Sinem Akkaş Yazıcı, Ayşegül Gündüz, Şakir Delil, Seher Naz Yeni
doi: 10.5505/epilepsi.2016.73644  Pages 26 - 31
GİRİŞ ve AMAÇ: Amaç: Epilepsi, bireyin hayatını çok yönlü etkileyen bir hastalıktır. Çalışmalarda sıklıkla epilepsinin yol açtığı psikiyatrik sorunlar ön plana çıkmıştır, ancak ortopedik komplikasyonlara çok fazla değinilmemiştir. Çalışmamızda epilepsi ile ilişkili omuz dislokasyonları ele alınmış olup; daha önce ortopedi alanında yayınlanan çalışmalardan farklı olarak, bu eklem hasarına yol açabilecek epilepsi ile ilişkili risk faktörlerinin anlaşılması hedeflenmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamızda, 1990-2013 yılları arasında İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı’nın epilepsi polikliniğine başvuran hastalar retrospektif olarak değerlendirilmiş ve 21 epilepsi ile ilişkili omuz dislokasyonu olgusu saptanmıştır. Hastalara ilişkin demografik ve klinik özellikler olası risk faktörleri kapsamında ele alınmıştır. Epilepsi nöbetleri ve sendromları ILAE-2010’a göre sınıflandırılmıştır.
BULGULAR: Çalışmamızda; epilepsinin başlangıcı median 20 yaş, omuz dislokasyonunun gelişimi ise median 24 yaş olarak bulunmuştur. Omuz dislokasyonuna en sık neden olan nöbet tipi bilateral konvülzif nöbetlerdir (%81). Hastaların %45’inde ilk üç nöbette (erken dönem) dislokasyon gelişmiş olup, bu gruptaki hastaların geç dislokasyon gelişen gruba göre daha yaşlı olduğu gözlenmiştir (p<0,001). Omuz dislokasyonlarındaki tekrar oranı ise; erken yaşta dislokasyon görülen grupta, 20 yaş sonrasında tanı alan gruba göre anlamlı düzeyde artmıştır (p<0,05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bilateral konvülzif nöbetler en sık omuz dislokasyonuna neden olan epilepsi tipidir. Ancak sık nöbet tekrarı, status varlığı, bağ dokusu ve kemik metabolizmasını etkileyebileeck antiepileptik ilaçların kullanımı ve tedavi yanıtının azlığı gibi faktörler incelendiğinde; dislokasyonların daha erken dönemde, iki yanlı veya sık tekrarlarla seyretmesi beklenirken, çalışmamızda bu değişkenlere ait anlamlı bir farklılık saptanmamıştır.
INTRODUCTION: There are multiple consequences of epilepsy that impact quality of life. While psychiatric comorbidities are some of the most commonly studied aspects, orthopedic complications are less frequently documented. The focus of the present study was shoulder dislocation related to epilepsy, and, unlike that of previous studies, the aim was to identify epilepsy-dependent risk factors in the development of joint disability.
METHODS: Twenty-one patients of the Cerrahpaşa Faculty of Medicine epilepsy outpatient clinic were retrospectively identified as having had epilepsy-related shoulder dislocation between 1990 and 2013. Probable risk factors were evaluated in terms of demographic and clinical features. A report published by the International League Against Epilepsy (ILAE) in 2010 was used to classify seizure and epilepsy syndromes.
RESULTS: Median age at onset of epilepsy was 20 years, while median age at shoulder dislocation was 24. The seizure type that most commonly led to dislocation was bilateral convulsive (81%). Initial dislocations (IDs), those following any of the first 3 seizures, were identified in 45% of the population. Patients with ID tended to be older than those with late dislocation (LD) (p<0.001). Rate of recurrent dislocation was found to be higher in patients with early onset epilepsy, compared to those older than 20 years at diagnosis (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: While, as expected, shoulder dislocation was most commonly caused by bilateral convulsive seizures, factors thought to impact severity of dislocation including seizure frequency, occurrence of status epilepticus (SE), response to treatment, and use of antiepileptic drugs (AEDs) that affect bone metabolism were found to have no influence on temporal development, affected side (bilateral or unilateral), or recurrence rate.

CASE REPORT
7.Lafora Disease: A Case Report
Ebru Apaydın Doğan, Faik İlik, Zeliha Esin Çelik, Bülent Oğuz Genç, Muhammed Nebil Selimoğlu
doi: 10.5505/epilepsi.2016.74755  Pages 32 - 36
Lafora hastalığı (LH) otozomal resesif olarak kalıtılan, progresif miyoklonik epilepsiler grubunda yer alan bir hastalıktır. Klinik seyir ilerleyici olup miyokloniler, serebellar, ekstrapiramidal bulgular, jeneralize tonik klonik nöbetler ve bilişsel yıkım hastalığın tipik özelliklerini oluşturur. Valproik asit, zonisamid, levetirasetam, klonazepam ve pirasetam tedavi seçenekleri arasındadır. Karbamazepin (KBZ), okskarbazepin, fenitoin ve lamotirijin (LM) ise klinik tabloyu bozabildiğinden, kaçınılması gereken ilaçlar arasındadır. Her ne kadar veriler henüz sınırlı olsa da, nöbet sıklığında azalmanın yanı sıra LH’daki nörolojik ve kognitif kötüleşmeyi düzeltebildiğine dair veriler olan tek ilaç perampaneldir. Bu yazıda, KBZ ve LM ile klinik kötüleşmenin olduğu tipik bir LD hastası elektrofizyolojik ve patolojik bulgular eşliğinde sunulmuştur.
Lafora disease (LD) is a progressive myoclonus epilepsy with autosomal recessive inheritance. Clinical course is progressive and includes myoclonic, cerebellar, and extrapyramidal signs, generalized tonic-clonic seizures, and cognitive decline. Valproic acid, zonisamide, levetiracetam, clonazepam, and piracetam are among the treatment options. Carbamazepine (CBZ), oxcarbazepine, phenytoin, and lamotrigine (LM) should be avoided to prevent worsening of symptoms. Though evidence is limited, perampanel is the only drug to achieve sustained improvement in frequency of seizures, and effective control of neurological and cognitive decline in patients with LD. Described in the present report is a case of typical LD with clinical worsening on CBZ and LM treatment. Electroencephalographic and pathologic findings are reported.

8.Epileptic Seizure as First Presenting Symptom of Multiple Sclerosis: A Case Report
Belgin Petek Balcı, Aytül Mutlu, Özlem Çokar, Birgül Baştan
doi: 10.5505/epilepsi.2015.20591  Pages 37 - 40
Epileptik nöbetler multipl skleroz (MS) hastalığının seyrinde görülebilmektedir. Ancak MS’nin ilk semptomunun nöbet olması son derece nadirdir. Bu yazıda ilk atağı epilepsi nöbetiyle ortaya çıkan 26 yaşında MS’li bir kadın sunulmaktadır. Hasta acile jeneralize tonik klonik nöbetle başvurdu. Nörolojik muayenede sağ hemiparezi bulguları ve hiperaktif derin tendon refleksler dışında özellik saptanmadı. Kraniyal manyetik rezonans görüntülemesinde periventriküler yerleşimli, çok sayıda milimetrik lezyon ve sol sentrum semiovalede 45x27 mm çaplı, yarım halka şeklinde kontrast tutan, kortikal, T2/FLAİR kesitlerde hiperintens lezyon izlendi. Beyin omurilik sıvısı incelemelerinde IgG indeksi yüksek, oligoklonal band (+) idi. Elektroensefalografide sol hemisfer fronto-temporal bölgede belirgin keskin dalga paroksizmleri gözlendi. Multipl skleroz tanısı konuldu ve pulse kortikosteroid verildi. Tekrarlayan nöbetleri nedeniyle hastaya antiepileptik tedavi başlandı. Nöbetler monoterapi ile kontrol altına alındı. Multipl sklerozlu hastaların nöbet geçirebildiği bilinmektedir. Nöbetle başvuran özellikle genç olgularda ayırıcı tanıda multipl skleroz mutlaka akla getirilmelidir.
While epileptic seizures are seen in the course of multiple sclerosis, they are rarely the first symptom. The first epileptic seizure of a 26-year-old woman with multiple sclerosis is described in the present report. The patient presented to the emergency department with generalized tonic-clonic seizure. Neurologic examination was normal except for right-sided hemiparesis and hyperactive deep tendon reflexes. Cranial MRI revealed periventricular, multiple millimetric lesions and a 45x27-mm, semi-ring-enhanced, cortical, T2/FLAIR, hyperintense lesion in the centrum semiovale. IgG index was high, and oligoclonal band was positive in cerebrospinal fluid examination. Electroencephalography showed prominent fronto-temporal activity on the left side and sharp wave paroxysms. Multiple sclerosis was diagnosed, and pulse corticosteroid therapy was initiated. Due to recurrent seizures, antiepileptic drug was added to treatment; seizures were controlled with monotherapy. It is known that patients with multiple sclerosis experience seizures. Multiple sclerosis should be considered in the differential diagnosis of young patients presenting with seizures.



Copyright © 2021 All rights of this site belong to the Turkish Epilepsy Association .
 
LookUs & Online Makale