ISSN 1300-7157 Anasayfa | İletişim      

Cilt : 27      Sayı : 1       Yıl: 2021

Epilepsi: 12 (1)
Cilt: 12  Sayı: 1 - 2006
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Epilepsili Kadın Hastalarda Polikistik Over Sendromunun Araştırılması
Evaluation of the Polycyctic Ovarian Syndrome in Female Epileptic Patients
Nurten POLAT, Dilek ATAKLI, Hüseyin SARI, Baki ARPACI
Sayfalar 13 - 20
Amaç: Üreme çağındaki epilepsili kadın hastalarda polikistik over sendromunun (PKOS) yaygınlığı, epilepsinin PKOS patogenezine katkıları ve kullanılan antiepileptik ilaçların (AEİ) PKOS’la ilişkisi değerlendirildi. Hastalar ve Yöntemler: Valproat (VPA) monoterapisi (n=28), karbamazepin (KBZ) monoterapisi (n=30) alan ve ilaçsız izlenen (n=21) 79 epilepsili kadın hastanın (ort. yaş 23.4; dağılım 16-32) klinik muayeneleri yapıldı, hormon değerleri ölçüldü ve transabdominal ultrasonografi incelemesi yapılarak, bulguları kontrol grubundaki 30 sağlıklı kadının (ort. yaş 25.3; dağılım 21-37) sonuçlarıyla karşılaştırıldı. Bulgular: Yetmiş dokuz epilepsili kadın hastada %22.7 oranında PKOS saptandı, bu oran kontrol grubunda %6.7 idi. Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, PKOS oranları kriptojenik parsiyel epilepsi (KPE) grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek iken (%30, p=0.02); idiopatik jeneralize epilepsi (İJE) grubunda fark anlamlı değildi (%18.4, p=0.19). KBZ alan hastalarda PKOS oranları kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek iken, VPA alan hastalarda ve ilaç kullanmayan grupta anlamlı bir fark yoktu (sırasıyla %26.7 p=0.038, %25 p=0.075 %14.3, p=0.637). Gruplar arasında menarş yaşı, menarş öncesi epilepsi başlangıcı, nöbetlerin menstrüel dönemde olması, epilepsi süresi, tedavi süresi; nöbet sıklığı, ortalama kilo alımı açısından anlamlı bir fark saptanmadı. Hormon düzeyleri açısından VPA alan grupta total testosteron (TTE) artışında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0.01). Sonuç: Bulgularımız, üreme çağındaki epilepsili kadın hastalarda PKOS görülme sıklığında artış olduğu ve AEİ tedavisinin hormonal değişikliğe yol açtığı yönündeki görüşleri desteklemektedir.
Objectives: We evaluated the polycystic ovarian syndrome (PCOS) in female epileptic patients within reproductive age; the role of epilepsy in pathogenesis of PCOS; the relation between antiepileptic drugs (AED) and PCOS. Patients and Methods: 79 female epileptic patients (mean age 23.4; range 16 to 32 years) receiving valproate (VPA) monotherapy (n=28), carbamazepine (CBZ) monotherapy (n=30) and no antiepileptic medication (n= 21) were clinically examined; their hormones were measured and had transabdominal ultrasonography. The results were compared with those of 30 healthy age-matched controls (mean age 25.3; range 21 to 37 years). Results: PCOS were found in 22.7% of 79 epileptic female patients. Statistically significant difference in PCOS was determined in the group with cryptogenic partial epilepsy (p=0.02), but not in the group of idiopathic generalized epilepsy (p=0.19). Patients with CBZ monotherapy had significantly higher PCOS than the control group (26.7% p=0.038), but there was no significant difference in the group receiving VPA (25% p=0.075) and in the group receiving no antiepileptic medication (14.3% p=0.637). PCOS in the patients groups did not show any significant relationship with the age of menarche, initiation of epilepsy pre-menarche, the duration of epilepsy, the duration of drug treatment, seizures during menstrual period, the frequency of seizures and weight gain. However, increase in total testosterone level was statistically significant in the group with VPA monotherapy. Conclusion: Our findings corroborate the concept that increased possibility of PCOS in female epileptic patients within reproductive age and hormonal changes as a result of AED.

2.
Epilepsi Hastalarında Yorgunluğun Yaşam Kalitesine Etkisi
The Effects of Fatigue on the Quality of Life in Patients With Epilepsy
Füsun ERDOĞAN, Ferhan SOYUER, Vesile ŞENOL, Fehim ARMAN
Sayfalar 21 - 26
Amaç: Epilepsi hastalarında yorgunluk ve etkileri yeterince bilinmemektedir. Bu çalışmada epilepsi hastalarında yorgunluğun sıklığı ve yaşam kalitesi üzerine etkileri araştırıldı.
Hastalar ve Yöntemler: Bir yıl içinde epilepsi polikliniğine başvuran MMSE (mini-mental state examination) skoru 24’ün üzerinde olan 70 hasta (33 kadın, 37 erkek; ort. yaş 35.63±11.95; dağılım 18-60) çalışmaya alındı. Hastaların yaşam kaliteleri QOLIE-89 (quality of life in epilepsy inventory-89) ölçeğiyle, yorgunluk durumları yorgunluk şiddet skalasıyla değerlendirildi. Hastalar skala değerlerine göre yorgunluğu olanlar ve olmayanlar olmak üzere ikiye ayrıldı. İki grubun yaşam kaliteleri karşılaştırıldı. Tüm grubun QOLIE-89 ölçeğine göre yaşam kalitesi skorlarının, yorgunluk skalası değerleri ile ilişki analizleri yapıldı.
Bulgular: Yorgunluğu bulunan hastalarda, yaşam kalitesinin mental ve epilepsiyle ilgili boyutu ile total yaşam kalitesi skorları, yorgunluğu olmayan gruba göre anlamlı derecede düşüktü. Tüm hasta grubunda yaşam kalitesi skorlarıyla yorgunluk arasında anlamlı negatif ilişki saptandı.
Sonuç: Bulgularımız epilepsi hastalarınında düşük yaşam kalitesiyle yorgunluk arasında oldukça anlamlı bağlantılar bulunduğunu göstermektedir. Epilepsi hastalarında klinik değerlendirme ve tedavide yorgunluğun dikkate alınması, nedenlerinin anlaşılması ve giderilmesinin hastaların yaşam kalitesinde düzelme sağlayacağını düşünüyoruz.
Objectives: Fatigue and its effects is not adequately researched in epilepsy. In this study the rate of fatigue and its effect on the quality of life (QOL) have been assessed.
Patients and Methods: Seventy patients (33 females, 37 males; mean age 35.63±11.95; range 18 to 60 years) who admitted to the Epilepsy Outpatient Clinc within the last year with an MMSE (mini-mental state examination) score > 24 were included in the study. QOL was assessed with quality of life in epilepsy inventory-89 (QOLIE-89) and fatigue with fatigue severity scale (FSS). Patients were divided according to whether or not they had fatigue and the QOL values of the two groups were compared. The correlation analyses were done between QOLIE-89 and fatigue severity scale. Results: The mental and epilepsy related subscales of QOLIE-89 were significantly lower in the fatigue group. There was a statistically significant correlation between the QOLIE-89 scores and fatigue scores in the whole group. When QOLIE-89 scores decreased, fatigue scores increased. Conclusion: Our findings suggest that there is very strong relationship between the low QOL scores and fatigue in epilepsy patients. We concluded that fatigue is a very important finding in epilepsy patients. In clinical evaluation and the treatment of epilepsy, understanding the reasons and quality of fatigue is very important for the improvement of QOL in epilepsy patients.

3.
Epilepsi Hastalarında Karbamazepin ve Valproik Asit Kullanımının Serum İmmünoglobulinleri Üzerine Etkisi
The Effect of Valproic Acid and Carbamazepine At Serum Immunoglobulines in Epileptic Patients
Hicran BULUT, Yılmaz ÇETİNKAYA, Gülmisal FİLİZ, Kemal TUTKAVUL, Hülya TİRELİ
Sayfalar 27 - 31
Amaç: Bu çalışmada karbamazepin ve valproik asit kullanan epileptik hastalarda, tedavinin serum immünoglobulinleri üzerindeki etkilerinin araştırılması amaçlandı. Hastalar ve Yöntemler: Çalışmaya, en az altı ay süreyle karbamazepin ya da valproik asit monoterapisi alan 60 epilepsi hastası (25 erkek, 35 kadın; ort. yaş 29.03±12.7; dağılım 15-60) ile 30 kişiden oluşan (21 kadın, 9 erkek; ort. yaş 29.27±9.5; dağılım 18-60) sağlıklı kontrol grubu alındı. Hastaların ve kontrollerin serum IgG, IgA, IgM düzeyleri ölçüldü. Bulgular: Karbamazepin ve valproik asit kullanan hasta gruplarıyla kontrol grubu arasında, serum IgA ve IgM ortalama değerleri açısından anlamlı farklılık görülmedi. Valproik asit kullanan grubun IgG ortalama değeri, karbamazepin kullanan gruba ve kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Kullanılan antiepileptiklerin dozları ve kullanım süreleriyle serum IgA, IgM, IgG değerleri arasında ilişki bulunmadı. Sonuç: Karbamazepin kullanan hastalarda serum immünoglobulinlerinde belirgin değişiklik yoktu. Valproik asit kullanan hastalarda ise IgG düzeyinde yaşla birlikte artış gösteren yükseklik saptandı. İmmün sistemde antiepileptiklerin kullanımına bağlı oluşabilecek değişiklikler, tekrarlayıcı enfeksiyonlar, otoimmün ve neoplastik hastalıklar gibi patolojilerin oluşmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle karbamazepin ve valproik asit kullanan epilepsi hastalarında, serum immünoglobulinlerinin takibinin yapılması önem taşımaktadır.
Objectives: The aim of this study is to investigate the effects of antiepileptic drugs at serum immunoglobulins in epileptic patients who were using carbamazepine and valproic acid comparing. Patients and Methods: Sixty epileptic patients (25 males, 35 females; mean age 29.03±12.7; range 15 to 60 years) taking carbamazepine or valproic acid and control group existing of 30 people (21 females, 9 males; mean age 29.27±9.5; range 18 to 60 years) were included at this study. The serum IgG, IgA and IgM levels of the patients and healthy normals were screened. Results: The average levels of serum IgA and IgM of the patients taking carbamazepine or valproic acid monotherapy were not statistically different from the control group. Serum IgG levels of the patients who were taking valproic acid monotherapy were higher than the patients taking carbamazepine monotherapy and the control group. There was no correlation between the serum IgG, IgM and IgA levels and dosage and the duration of drug consumption. Conclusion: There was no difference at the levels of immunoglobulins at the patients taking carbamazepine. IgG levels of the valproic acid users were higher and these levels had become evident as the patient got older. The interactions at immunuglobulins caused by antiepileptics might be the reason of recurrant infections, neoplasms and autoimmun diseases. We had concluded that the screening of immunoglobulin levels at patients using antiepileptic drugs such as carbamazepine or valproic acid during follow up were important.

4.
Yaşlı Epilepsi Hastalarında Elektroensefalografinin Tanı Değeri
The Value of Electroencephalography in the Diagnosis of Epilepsy in Elderly Patients With Seizures
Nida Fatma TAŞÇILAR, Hacer BOZDEMİR, Kezban ASLAN, Yakup SARICA, Gülşah SEYDAOĞLU
Sayfalar 32 - 41
Amaç: Bu çalışmada, nöbet geçirme öyküsüyle başvuran ve ilk nöbetini 60 yaş ve üzerinde geçiren hastalarda etyoloji ve elektroensefalografi (EEG) bulgularının epilepsi tanısına katkısı araştırıldı. Hastalar ve Yöntemler: Altmış yaş ve üzeri, jeneralize ya da parsiyel nöbet öyküsü olan 146 hastanın (67 kadın, 79 erkek; ort. yaş 68.6±6.2; dağılım 60-90) elektroensefalografi ve diğer laboratuvar verileri incelendi. Değişik nedenlerle elektroensefalografileri çekilen ancak nöbet öyküsü olmayan 60 yaş üzeri 40 kişi kontrol grubu (18 kadın, 22 erkek; ort. yaş 68.6±6; dağılım 60-81) olarak seçildi. Bulgular: İlk defa nöbet geçiren ve nöbetleri parsiyel nitelikte olan yaşlı hastalarda, EEG’de fokal epileptik anormalliğin (%27) ve fokal yavaşlamanın (%40) kontrollere göre daha belirgin olduğu görüldü. Ancak bu bulguların özgüllüğü yüksek, duyarlılık ve tanı değeri çok düşüktü. Sonuç: İlk nöbetini 60 yaş ve üzerinde geçiren hastaların rutin elektroensefalografilerinde gözlenen anormalliklerin tanı değerinin düşük olması nedeniyle, epileptik sendromların tanısında ve sınıflandırılmasında kullanılması uygun değildir. Nöbet kuşkusu olan ancak öykünün yeterli olmadığı durumlarda, rutin elektroensefalografi incelemesi yerine video-EEG monitörizasyonu tercih edilmelidir.
Objectives: The aetiology and electroencephalography (EEG) signs in the diagnosis of epilepsy in patients who experienced their first ever seizure at the age of 60 years and older were evaluated in this study. Patients and Methods: The EEGs, and other medical records of 146 patients, aged 60 years and older (67 females, 79 males; mean age 68,6±6,2; range: 60 to 90 years), were examined. Age-matched 40 patients (18 females, 22 males; mean age 68.6±6; range 60 to 81 years) without seizure history, whom EEGs performed for various reasons other than seizure were chosen as the control group. Results: In the patients, with new-partial-onset seizure, focal epileptic abnormality (27%) and focal slowing (40%) in the EEGs were significantly more than the control group. Although these signs had a high specificity, they had low sensitivity and low diagnostic value. Conclusion: It is unnecessary to use routine EEG in the diagnosis and classification of the epileptic syndromes in patients with new onset seizure at age 60 years and more, because of the low diagnostic value of the EEG abnormalities in the routine EEGs of these patients. If the detailed history is not enough or unobtainable in older patients with suspected seizures, video-EEG monitoring should be preferred.

5.
Subaraknoid Kanamaya Sekonder Gelişen Jelastik Epilepsi Olgusu
Development of Gelastic Epilepsy After Subaracnoid Hemorrhage: A Case Report
Kezban ASLAN, Hacer BOZDEMİR, Yakup SARICA, Tahsin ERMAN
Sayfalar 42 - 46
Bu çalışmada, subaraknoid kanama sonrası gelişen gülme nöbetleri olgusu sunuldu. Ani gelişen bilinç kaybı yakınmasıyla değerlendirilen olgunun nörolojik muayenesinde meninks irritasyon bulguları vardı. Beyin tomografisinde subaraknoid kanama saptandı ve serebral anjiyografide sol arka parietal-oksipital bölgede arteriovenöz malformasyon belirlendi. Anevrizma ameliyatından üç yıl sonra olguda, tekrarlayıcı, 30-50 sn süreli, kompülsif özellikte gülme ve ağlama nöbetleriyle seyreden yakınmalarının olduğu öğrenildi. Elektroensefalografide sol fronto-temporal alanda epileptik aktivite gözlendi. Klinik ve laboratuvar bulguları eşliğinde olguda frontal lob kaynaklı jelastik epilepsi tanısına varıldı. Karbamazepin tedavisiyle nöbetler kontrol altına alındı.
In this study, we presented a patient with gelastic seizures after subaracnoid hemorrhage. Stiff neck was detected in a 25 year- old young woman who was suffering from acute loss of consciousness. Brain tomography imaging showed subarachnoid hemorrhage and angiography revealed arterio-venous malformation on left posterior parieto- occipital region. She experienced short (30-50 second) laughing and craying episodes without cheerfulnes after 3 year of the operation. And EEG revealed an active epileptic activity on left fronto-temporal region. Clinical and laboratory findings were consistent with gelastic epilepsy that originate from frontal lobe. Seizures were controled with carbamazepine monotherapy.



Copyright © 2021 Bu sitenin tüm hakları Türk Epilepsi İle Savaş Derneğine aittir.
 
LookUs & Online Makale